Bir aile kuran çoğu çift, evliliklerinin ilerleyen dönemlerinde çocuk sahibi olmayı arzu ederler. Bunu isteyen kişilerden bazıları çocukları hakkında araştırmalar yapmaya başlar. Özellikle son yıllarda ebeveynler, çocuklar ve gelişimleri hakkında uzmanlardan ve kaynaklardan gerekli bilgileri edinerek çocuklarını ellerinden geldiğince iyi bir şekilde yetiştirmeye çalışırlar. Örneğin “sakarya psikolog” , “sakarya çocuk psikoloğu”, “sakarya pedagog” ve “çocuk gelişimi” gibi aramalar yoluyla kendilerine ve çocuklarına iyi gelecek bilgileri ve uzmanları araştırmaktalar.
Uzun bir bekleyişten sonra nihayet çocuğunuzu kucağınıza aldınız. Peki şimdi bu minik canlıyı ruhsal anlamda yeterince iyi yetiştirmek için sizi neler bekliyor?
0-1 yaş dönemi:
Gelin sizinle bir hayal kuralım. Bir gün gözünüzü açtığınızda daha önce hiç gitmediğiniz, yollarını, dilini, insanlarını bilmediğiniz bir yerde olduğunuzu hayal edin. Etrafınızı net olarak görmekte ve duymakta da zorlanıyorsunuz, bu işinizi daha da zorlaştırıyor. Etrafta tanıdık bir yüz arıyorsunuz ama hayır tanıdığınız kimse yok. Bu yeni dünyada, tam göremez ve tam duyamaz halde bir başınızasınız. Sizi pek de memnun etmeyen ve belki sizde endişe uyandıran bir senaryo oldu değil mi? İşte, 9 ay boyunca güvendiği ve alıştığı anne karnından dünyaya gözlerini açan yenidoğan bir bebeğin içinde bulunduğu durum tıpkı buna benzer. Dolayısıyla bu durumdaki bebeğin ilk ve elzem olarak birine tutunup ona güvenmeye ve kendisini ona yaslamaya ihtiyacı vardır. Bu kişiler çoğu zaman bakımverenler olan anne ve babadır. Ebeveynler çocuğu 0-1 yaş döneminde yeni dünyasına hazırlarlar. Henüz konuşamayan çocuğun dili, yürüyemeyen çocuğun ayakları, uzanamayan çocuğun elleri olurlar. Böylece çocuk kendini buluverdiği bu yabancı diyara alışmaya, dilini öğrenmeye, yollarını gidip gelmeye başlar. Bunu yanında ona bakımveren kişilerden aldığı güven duygusuyla yapar. Ve dışarıdan öğrendiği güven duygusunu zamanla içselleştirerek özgüvene dönüştürür.
Bu dönemde çocuğun en büyük ihtiyaçları; fiziksel bakımının (barınma, beslenme, hijyen vb.) yanısıra görülme, sevilme ve fark edilmedir. Bebeğinizi bol bol severek, kucağınıza alarak, fiziksel temasta ve göz temasında bulunarak, onunla oynayarak, konuşarak ve onun yaptıklarını fark ettiğinizi ona hissettirerek bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirmesini sağlayabilirsiniz. Bunları yaparak bu dünyaya yabancı olan çocuğunuzla bu dünya arasında bir köprü kurmuş olacak ve hayatının ilerleyen dönemlerinde kendisine ve bu dünyaya dair olumlu duygular beslemesine katkı sağlamış olacaksınız. Öte yandan bu dönemi yeterince sağlıklı atlatamayan çocuklarda; iletişim problemleri, göz temasında zorlanma, kişilere karşı güvensizlik, içe kapanma gibi problemler görülebilir.
2-3 yaş dönemi:
Sizin sağladığınız güvenli ve sağlıklı yaşam ortamında ilk yılını geçiren çocuk belli başlı şeyleri kendi başına yapabilmeye başlar. Artık kendi ayaklarının üzerinde durup bedenini taşıyabilip yürüyebiliyor, anne sütü dışında gıdaları tüketebiliyor, aylarca sizden dinleyip öğrendiği kelimeleri kendi ağzından çıkarabiliyordur. Bunları yapmaya başladıkça kendisiyle sizin aslında aynı bedene sahip canlılar olmadığınızı anlamaya başlar. Siz ve o iki farklı bireysinizdir. Bunu keşfetmek çocuğun zihinsel ve ruhsal gelişimi için önemli basamaklardan biridir. İşte toplum arasında “2 yaş sendromu”, “Çok inatçı bizim çocuk, her şeye itiraz ediyor.” denilen dönem tam da bu zamanlara denk gelmektedir. İşin aslı çocuğunuz sizinle aynı bedeni paylaştığını zannederken öyle olmadığını farketmiştir. Dolayısıyla sizinle kendi arasındaki sınırları keşfe çıkar. Size “Hayır!” diyerek, itiraz ederek, dediğinizi yapmayarak kendi sınırlarını oluşturmaya ve anlamaya çalışır. Nereye kadar gidebilir, nerede duvara çarpabilir, hangi kısım onun için güvenlidir? Bu dönemde ebeveynlere düşen en önemli görev; kendi otoritelerini kaybetmeden fakat çocuğun sınırlarını keşfetmesine de ket vurmadan bir denge kurmaktır. Bu dönemi bir metafor ile açıklayacak olsak “tahteravalli dönemi” diyebilirdik. Ne hep sizin kütle bakımından ağır olduğunuz için aşağıda olduğunuz, ne de o üzülmesin diye hep o daha ağırmış gibi davrandığınız bir dönem olmalı. Konu özelinde zaman zaman sizin, bazen ise onun ağır bastığı ve bir dengenin sağlandığı bir dönem olması önemlidir.
Bu dönemin sonucunda 2 ucun olduğunu düşünelim. Çocuğunuz yetişkin birini ve bir otoriteyi yenemeyeceğini düşünerek, öğrenilmiş bir çaresizlikle birlikte sahte bir “uyumlu çocuğa” dönüşebilir. Ya da diğer uçta, karşısındaki kişinin istek ve ihtiyaçları fark etmeksizin kendi arzusu için direten biri olabilir. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de uçlardan uzak durulmalı ve orta bir yol benimsenmelidir.
Bu dönemin en önemli ve somut kazanımlarından biri tuvalet eğitimidir. Çocuğunuz bu dönemde bezi bırakır ve tuvaletini tuvalete yapmaya başlar. Bu süreç de yine kontrolü elinden tutmak isteyeceği süreçlerden biridir. Tuvalet eğitimini sağlıklı atlatmak; kendi vücudunun kontrolünün kendinde olduğunu anlaması açısından önemlidir.
Bahsi geçen süreci yeterince sağlıklı atlatamayan çocuklarda ise; tuvalet problemleri (çiş tutma – kaçırma, kaka tutma – kaçırma), sınır problemleri, kurallara uymakta zorluk, gibi problemler görülebilir.
4-6 yaş dönemi:
Okul öncesi dönem olarak da bilinen bu dönemde, ebeveyn tarafından sınırları belirlenen çocuk bu sınırlara riayet etmeyi öğrenir ve artık dış dünya daha çok ilgisini çekmektedir. Parklar, arkadaşlar, oyunlar bu dönemde hayatına daha fazla dahil olur ve olmalıdır. Öncesinde bir arkadaşıyla aynı odada olmasına rağmen kendi halinde oynayan çocuğunuzun artık arkadaşıyla birlikte ortak dikkat verdikleri bir oyunu oynayabildiğini fark edersiniz. Evin içindeki kısıtlı insan ve etkinlik sayısı artık çocuğunuza yetmeyecektir. Dolayısıyla onu dış dünyaya daha fazla maruz bırakmalısınız. İmkanlarınız dahilinde, parkta, doğada, oyun grubunda veya anaokullarında bulunmasını sağlayabilirsiniz. Bu dönemde çocuğunuza kazandırmanızın faydalı olacağı en önemli gelişim “girişkenlik” olacaktır. Artık fiziksel ve zihinsel olarak birçok kabiliyeti bulunan çocuğunuzun bunları keşfetmesine ve geliştirmesine olanak sağlamalısınız. Kendi başına salata yapabilir, kek çırpabilir, kıyafetlerini giyip katlayabilir, okula gidip siz olmadan saatlerini geçirebilir veya tanımadığı birinin yanına gidip onunla sohbet başlatabilir. Bu dönemde ebeveynler çocuklarını kendi endişelerinin gölgesinde bırakmamalıdırlar. Sizin küçük bebeğiniz hala yetişkin olmasa da artık yaşına uygun birçok şeyi yapabilir hale gelmiştir. Ona bu fırsatı sunarak girişkenliğini arttırmalısınız.
Bu dönemde girişkenliği yeterince desteklenmeyen çocuklarda; çekingenlik, bir işi başlatmada zorluk, atalet (tembellik), okula uyum problemleri, anne-babadan ayrı kalmakta zorluk gibi problemler görülebilir.
7-11 yaş dönemi:
Okul hayatının başladığı, evden çok dışarıda zaman geçirdiği bu dönemin son yıllarında çocuğunuz “ön ergenlik” dediğimiz döneme girecektir. Bu dönemin en önemli kazanımı başarı hissidir. Akademik hayatla tanışan, birçok akranıyla aynı iş üzerinde (ödev, sınav, maç vb.) bir performans ortaya koymaya çalışan çocuğunuz için yeni bir dönem başlamıştır. İyi-kötü, başarılı-başarısız gibi kıyaslamaların hayatına dahil olduğu bu dönemde, çocuğun hayatındaki iyileri arttırmaya çalışmak isabetli bir karar olacaktır. Elbette hayatında kötü durumlar, başarısızlıklar, yolunda gitmeyen ilişkiler olabilir fakat özellikle bunlara yoğunlaşıp sadece bunları düzeltmeye çalışmak her zaman iyi bir fikir olmayabilir. Kötülüğü azaltmak yerine çocuğun hayatındaki iyilikleri arttırmaya gayret etmek çocuğunuza daha gerçekçi ve daha baş edilebilir bir yaşam imkanı sunacaktır. Kendi çocuğunuzu pamuklara sarmak istediğinizi biliyoruz fakat ebeveyn ve yetişkinler olarak bu sorumluluğu almalı ve çocuğunuzun cam bir fanus içinde yaşamayacağını ona hayata atılmadan önce öğretmelisiniz. 7-11 yaş dönemi bunun için uygun bir zaman dilimidir.
Gireceği yarışlarda, katılacağı sınavlarda, göstereceği performanslarda mükemmel yerine “yeterince iyi” olmasının gelişimi için daha doğru olacağını öğrenen çocuğunuz, tökezleyip düştüğünde tekrar kalkmayı deneyecektir. Unutmayın, düşmenin ne demek olduğunu bilmeyen bir çocuk düştüğünde bu bilmediği durumla baş etmekte çok daha fazla zorlanacaktır. Dolayısıyla çocuğunuzu gerçekçi olmayan bir gayret ve muhafaza ile olumsuzluklardan korumaya çalışmak hem sizi yıpratacak hem de onu daha da kırılgan yapacaktır. Bu dönemde ilgi duyduğu, heves ettiği, emek verdiği alanları keşfetmesini sağlayarak (spor, müzik, dans, matematik, doğa vb.) gayret, emek ve başarı duygusunu tatmasına yardımcı olabilirsiniz. Ve evet bebeklikten itibaren çocuğunuzun ergenlik dönemine kadar başına gelebilecek dönemleri bu şekilde sıralayabiliriz. 12 yaş ve sonrasında ergenlik dönemi dediğimiz dönem ile çocuğunuz bir çocuk olmaktan çıkacak ve yetişkinliğe doğru uzun bir yolculuğa çıkacaktır.
Bu dönemlerin herhangi birinde zorlandığınızı ya da desteğe ihtiyaç duyduğunuzu hissettiğinizde profesyonel bir destek almak konusunda çekinmeyin. Durumun olabildiğince erken analiz edilmesi, sürecin en az hasarla atlatılmasını kolaylaştıracaktır. Dolayısıyla bebeklik ve çocukluk döneminde de kişinin ve ebeveynin terapi desteği alması önemli ve gerekli olabilir.
Uzm. Kln. Psk Şeyma Köksal